Ben ergenliğimi içime içime yaşayanlardandım, dışa vuracak ortamım yoktu. Celil Ediz doğduğunda da meşhur 2 yaş sendromunu merak ediyordum, güzelce tecrübe ettim! Meğer 3 ve 4 yaş sendromları da varmış. 3 yaşındayken duygularını ifade etme yolunu bulamadığını anladığımda sendrom kelimesini sözlüğümden çıkardım. Elbette asıl ergenlik 10lu yaşlarda başlayacak ve orta noktayı bulmak aşırı zorlaşacak. Madem evlatlar bize emanet edildi, her koşulda yanlarında olmak için hem kendimizi hem onları...
Son Yayınlar
Söylenmemiş Sözler (2021)
Yıllarca içimde uhde kalan duygular, merhem sürülmemiş yaralar Celil Ediz’i büyütürken ortaya çıktı. İçimdeki çocuk Fatma, oğlum yaş aldıkça bana “Hey beni de duysana, benim de ilgiye ihtiyacım var” diye zorladı. Bir çocuk doğurdum ama iki çocuk birden büyütüyorum 🙂 Neyse ki oğlum benden daha şanslı ki duygularını çok iyi ifade edebiliyor, çekinmiyor, korkmuyor, cesaretiyle o içimdeki çocuk Fatma’ya abilik yapıyor. Zira 36 yıldır debelenip duran o çocuğun söylenmemiş çok sözleri var...
Fractured (2019)
Gün içinde istemediğim bir şey yaşadıysam veya söylemem gereken bir şeyi zamanında söyleyemeyip içimde kaldıysa gece kafamı yastığa koyar koymaz senaryo üretmeye başlarım. “Orada şunu deseydim şöyle olurdu. O anda oraya gitmeseydim de şuraya gitseydim bunu yaşamazdım. Eğer o bana bunu deseydi ben de ona şu lafı söylerdim.” gibi sayısız cümleler birbirini kovalar. Şansım varsa yarım saatte iç hesaplaşmam biter, bu süreyi geçerse merhaba sabah ezanı! İşte bu ürettiğim senaryoları filmlerde yaşamak...
Wind River (2017)
8 yaşındayken Çorum’dan İstanbul’a taşındığımızda annem sokakta oynamama çok izin vermezdi. “8. katta oturuyoruz, ben aşağı inene kadar Allah korusun bir şey olsa yetişemem” diye sadece iki arkadaşımın evine gitmeye ve onların bahçesinde “camdan nöbet tutarcasına” oynamama izin vardı. Bu aşırı korumacılık beni yorsa da bir Anadolu şehrinden büyük şehre gelişteki endişesini anne olunca anladım. Şimdi güvenlikli bir sitede otursak dahi Celil’i kolay kolay tek başına bahçeye gönderemem. Hele...
Takıntılı Olduğum Yeşilçam Filmleri
Bana sinemayı sevdiren, çocukluğumun renkleri, kalbimin saf yeri, insanlara bakışımın masum yüzü Yeşilçam filmleri! Bu sene daha önce adını duymadığım, denk gelmediğim filmlerine odaklansam da bazıları var ki tekrar tekrar, belki 30 kere izlemişimdir. Hatta işi gücü, planlarımı bile iptal edecek kadar ekrana bağlarlar. İşte onlardan yirmi tanesini listeledim. Bu sefer kaçını izlediniz diye sormayacağım çünkü onlar evin bir parçası. Peki sizin takıntılı olduğunuz Yeşilçam filmleri listenizde kaçı...
Takıntılı Olduğum Filmler
En sevdiğim film türü korku gerilimdir ama bu türdekileri tekrar tekrar seyredemiyorum. O ilk izleyişteki heyecan, korku, gerilimi ikinci defada hissedemiyorum. Bu nedenle kafamı dağıtmak, günümü güzelleştirmek, hatta sevginin varlığını hatırlamak için tekrar tekrar seyrettiğim bazı filmler var. IMDb puanına takılmadan, sanat açısından kalitesine bakmadan, kurgusunu irdelemeden, sadece anı güzelleştirdiğim filmlerden bakalım kaçını izlemişsiniz? Not: Listeye Yeşilçam filmlerini eklemedim, onlar ayrı bir...
Searching (2018)
Celil bebekken sağlığı haricinde en büyük isteğim kendi derdini anlatabilmesiydi. 2,5 yaş sonrası bu lükse çok şükür kavuşabildim. Bakışından, karnını tutuşundan, yürüme hızından, gözünün parlaklığından, ayağını sallamasından ne düşündüğünü, nasıl olduğunu anında anlasam da duygularını açıkça ifade etmesine bayılıyorum. Anne evlat ilişkisi kadar arkadaşlığı da pekiştiren bir bağ oluşturuyor. İleride bu bağın arkadaşlarıyla kuvvetlenip anneyle azalacağını biliyorum ama...
The Lake House’un Perde Arkası
Zaman zaman gündemdeki projelerden uzaklaşıp üniversite yıllarında seyretmekten bıkmadığım romantik filmlere yer veriyorum. Hem gençliğim aklıma geliyor hem de ilk izlediğimdeki nahif duygularım ince bir tebessüm bırakıyor yüzümde. Sırf bu nedenle geçen hafta Göl Evi’ni tekrar seyrettim. Sinemasever gözüyle çok kaliteli, hatasız, kurgusu sağlam bir proje olmasa da karakterlerin duyguları oldukça samimi aktarması bazen yetiyor. Çoğu kişinin seyrettiğini varsayarak bu sefer filmi değil, filmin arkasındaki...
Günlük Ritüeller 2: Yaratıcı Kadınlar Nasıl Çalışıyor? (2019)
Bir önceki yazıda serinin ilk kitabı Günlük Ritüel’den bahsetmiştim. Kitabı okuyan birçok kişinin ortak serzenişi gibi benim de rahatsız olduğum konunun cevabı niteliğindeki devam kitabında Mason Currey gönüllerimizi fethediyor. Çok daha kapsamlı, yüzyıllar içinde değişen hayat koşullarında yaratıcı kadınların ritüellerine değiniyor. 2019 tarihli 322 sayfalık eser, Kolektif Kitap’tan Bülent O. Doğan çevirisiyle elimize ulaşıyor. Birbirinden başarılı eserler yaratan, sanatlarını ortaya çıkaran...
Günlük Ritüeller: Büyük Eserlerin Yaratıcıları Nasıl Çalışır? (2013)
Kendimi bildim bileli planlı programlı olmayı severim. Okuldayken, iş hayatındayken, doğumdan sonra evde geçen yıllarımda her daim “Yapılacaklar Listem” bir kenarda durur. Siz deyin kendine konfor alanı yaratmak, ben diyeyim zamanını daha kaliteli kullanmak; her koşulda faydasını çok gördüm. Lakin pandemide 7/24 evde 5 yaş çocukla kalınca ve hangi günde olduğumuzu karıştırdığımız basmakalıp geçen zamanda, yaptıklarımın bir tık ötesini görmek; hatta konfor alanından çıkıp kendimi zorlamak istedim...