Celil Ediz’e hep mektuplar yazmak, defter tutmak istiyorum. Her yazma aşamasında onu bensizliğe hazırlıyormuş gibi bir düşünceye kapılıp vazgeçiyorum. Oysa filmlerde, kitaplarda bu fikir çok güzel geliyor. Evrene çağrışımından emin olsam şu 4 yıl için bile yazacak yüzlerce cümlem var! Gerçi sonsuz bir yaşam arzum (daha çok film ve kitaba gömülme haricinde) hiç olmadı ama ya elimizde sonsuzluk olsaydı? İçine insanlar, farklı kültürler, sınırsız eğitim sığdırsaydık nasıl olurdu? Gelin bakalım...
Son Yayınlar
Castaway on the Moon (2009)
İster evli olalım, ister çoluk çocuk sahibi, ister çalışalım, ister inanılmaz kalabalık bir aile/arkadaş çevremiz olsun; kendimizi anlatamadığımız, karşımızdakinin anlamadığı ve daha vahimi dinlemediği ortamda yalnızlığa mahkumuz! Teknoloji çağında hayat hızla akarken hayallerimiz hep sakinlikle ilgili! Emekliliğimize yıllar varken şimdiden Onur’la taşınacağımız kasabaları araştırıyoruz. Fiziksel yan yana iken ruhsal beraberlik stres ve yoğunluk içinde sağlanamıyor; hele ufaklıktan fırsat...
Lost in Translation (2003)
Evliliğin her günü farklı tecrübeler ediniyoruz. Cicim aylarında aynı evi paylaşmanın mutluluğunu yaşarken tamamen farklı iki insanın ortak kurallarla barınma mücadelesi de başlıyor. Evlilikten beklentiler iş hayatı, aile büyükleri, hayat sorumluluklarıyla azıcık suya düşebiliyor. İşin içine ebeveynlik vazifesi barındıran aşk meyvesi girince ilk aylardaki “Yahu ne oldu o kadınla erkeğe? Biz böyle planlamamıştık?!” şaşkınlığı yüzümüzde beliriyor. “Çocuk büyüdükçe sorunları da...
Contagion (2011)
2020’ye güzel dileklerle, niyetlerle başlasak da henüz Ocak bitmeden başımıza gelmeyen şey kalmadı: Depremler, savaş, salgın aldı başını gidiyor. Tek isteğimiz sağlıklı ve huzurlu olmak ama ulaşmak kolay değil. Hele Çin’de ortaya çıkan Corona (Wuhan) virüsüyle diken üstündeyiz. Ne yapmalıyız, nasıl korunmalıyız bilmiyoruz. İnternette kirli bilgi paylaşımı var, doğrusuna hala ulaşamıyoruz. Ulaşsak ne olacak o da muamma. Evden mi çıkmayacağız, toplu taşımalara mı binmeyeceğiz, işe-okula mı...
Barfi! (2012)
Hayat size gümüş kaşıkta bir başlangıç sunduysa güçlü olabilirsiniz ama elinin tersini size layık gördüyse iki seçiminiz vardır: Ya hayata inat daha da güçlü durursunuz ve kafanızı kaldırırsınız ya da durumu olduğu gibi kabullenip isyan ede ede ömrünüzü bitirirsiniz. Seçim zor, ayakta durabilmek zor, savaşmak zor, o motivasyonu bulmak belki de en zoru ama imkansız mı? Gelin Barfi’de görelim. Bebekken annesini kaybeden sağır ve dilsiz Barfi, her şeye rağmen hayata olumlu bakar. Bir yandan...
About Elly (2009)
İlişkilerde aradığımız en önemli kriter güvendir ya hani, hani yalanın hayatımızı alt üst etmesinden korkarız ya… O zaman neden yalanları pembe/beyaz diye ayırırız? Nereden biliyoruz ufacık yalanın domino taşı gibi felakete dönmeyeceğini? O anda itiraf etmekten korkup daha fenası olmasını engellemek ne kadar mümkün? Yalan söylerken her boyutunu düşünüyor muyuz? Cevabınız evetse gelin About Elly filmiyle tekrar düşünün! Ahmet, İran’a gittiği bir ziyaretinde çocuklu 3 evli çift arkadaş grubuyla...
The Two Popes (2019)
Celil Ediz’i büyütme tarzım ve önceliklerim annemi şaşırtıyor. Oğlumun kendine güvenen bir birey olmasını istemem, küçükken sus pus sakince koltukta oturan kızını anlatmaktan yıllarca gurur duyan anneme garip geliyor. Bir de tüm hayatımı Celil Ediz’e adayıp her şeyden, herkesten el ayak çekmek istememem şaşırtıyor. Kendimin de evliliğimin de öncelikli olmasını istemem normal değil mi? En kıymetlisi olsa da tek özelliğimiz annelik olmamalı. Teknoloji gelişiyor, fikirler özgürleşiyor, öncelikler...
Klaus (2019)
Celil Ediz’in doğduğu seneye kadar Oscar törenlerini dört gözle beklerdim. Birbirinden iddialı birçok filmi törene kadar seyretmek ve her seyrettiğimde listeye bir tik atmak sinemasever ruhuma çok iyi gelirdi. Lakin hem annelik sorumlulukları hem de Oscar adaylarının 5-6 filmde toplanması o eski heyecanı bırakmadı. İşte hem çocuklarla izlemeniz için hem de ruhunuzu tazelemek için bir animasyon: Klaus! Akıllanması için postacı olarak çok uzak bir kasabaya gönderilen Jesper, orada kendi ürettiği oyuncaklarla...
The Irishman (2019)
Yoğun ataerkil görüşlerin olduğu bir evde 2 abiyle büyümenin etkisiyle “erkek muhabbetlerine” aşinayım. Futbol, mafya dizi ve kitapları, arabalar, kadın erkek ilişkilerindeki bazı detaylara epey maruz kaldım. Ortaokul-lise yıllarında Mario Puzo’nun tüm kitaplarını hatmetmiş, sinema dünyasında favori filmim yıllarca Godfather serisi (hala favorilerimdendir) kalmıştır. Bundan ötürü Martin Scorsese’nin eril bakış açısıyla çektiği filmleri de severim (bakışı savunmam, o ayrı); film 3,5 saatlik bile...
The Witcher (2019)
Bizim evde film-dizi beğeni türleri farklıdır: Ben korku gerilim severim, Onur fantastik-bilimkurgu hayranıdır. Filmlerde ortak noktayı yakalamak daha kolay olsa da beraber dizi izlemek için birinin özveride bulunması gerekiyor! The Walking Dead, Dark, Stranger Things ortaklaşa izlediğimiz diziler. Sanırım özveride bulunan tarafı fark ettiniz 😀 Sıradaki dizimiz ise The Witcher oldu! Yüzyılı aşkın süredir beraber yaşayan insanlar, elfler ve cüceler arasındaki barış biter ve yeni ırklar arası savaş başlar...