Yaş ilerledikçe, Celil Ediz büyüdükçe Onur’la sıklıkla ağzımızdan şu cümle çıkıyor: Emekliliğimizde İstanbul’dan kaçalım. Hatta şimdiden adım atmaya çalışıyoruz. Bunu yıllar önce çok kişiden duyup “Beğenmiyorsanız gidin arkadaşım büyük şehirden!” diye eleştiriyorduk da iş öyle değilmiş. Peki, neden kaçmak istiyor insan? Kalabalıktan, stresten, yoğunluktan, bitmeyen daha iyi yaşama isteklerinden, samimi görünme telaşından, akışa bırakamamaktan… Daha nicelerini sayarken yıllar önce...
Son Yayınlar
Sarmaşık (2015)
Celil Ediz henüz karnımdayken onla konuşmaya başladım. Ruhuma iyi gelen Candan Erçetin, Cem Karaca, Barış Manço, Erkin Koray’la 9 ay geçirdi. Doğduğundan beri bebekten öte insan olduğunu unutmadan uzun uzun konuşuyorum. Tabi aylar ilerledikçe kelimeler düzeltilmeye, sınırlandırmaya, sansürlenmeye başladı. Hele 3 yaş itibariyle vakum gibi her şeyi emen beyni sayesinde özen arttı. Gerçi yaşımız 5 de olsa 35 olsa da hayatımızda sansür fazlasıyla var. Özgürlüğümüzü dile getirmek istesek de ne ülke, ne...
Primal Fear (1996)
Türkiye gündemi öyle hızlı değişiyor ki neye üzüleceğimizi, neye karşı duracağımızı bilemiyoruz. Dün depremden korkarken akşamına şehitlerimize üzülüyoruz, sabah olmadan sınırdaki çocuklar için nutkumuz tutuluyor. Yarınımız meçhul, güvenimiz darmaduman, geleceğe inancımız sallantılı… Biz bunlara üzülürken çocuk istismarları durmuyor ve giyilen bir ceketle ceza azalıyor. Elbette tek söylemle ne hukuk sistemini ne de adaleti sorgulayacak yetkimiz, bilgimiz yok. İyi de, bu çocukları büyütürken...
Aftershock (2010)
99 Marmara depreminde her yaz olduğu gibi Çorum’daydık. İstanbul’da hissedilen diğer tüm depremleri yaşasak da o yıkıcı büyüklüğü görmedik. Gençken insanın gözü kara oluyor; anneliği tadınca ve kendinden önce başkasını düşünmeye başlayınca planlar, ihtimaller peşini bırakmıyor. Bu hafta tedbirleri tekrar tekrar hatırlatacak deprem haftasındayız! Hatırlanacak bir şey de yok, ülke hep sallanıyor. Tek başımıza elbette yetmez ama en azından evde-arabada deprem çantaları hazırladık, buluşma...
Drishyam (2015)
Sinema tutkum ve istikrarım hep sorgulandı. “Nasıl bu kadar film izliyorsun? Çok izleyince kafan karışmıyor mu? Uykun gelmiyor mu? Tek başına izlerken sıkılmıyor musun?” sorularını sabırla yıllardır yanıtlıyorum. Ataerkil ailede büyümenin yarattığı kısıtlı sosyalleşme imkanı nedeniyle izlemeye ve okumaya çok zaman ayırdım. Filmi sadece izlemekle kalmayıp çok dersler çıkardım, bakış açımı geliştirdim, yeni fikirler edindim. Bir sahnedeki masanın üstündeki süslerin renk uyumundan tutun da...
Damat Koğuşu (2017)
Evlatlarımız yumuşak karnımız; en ufak tehlike ihtimalinde bile nevrimizin dönüyor. Sosyal medyanın gücüyle çocuk istismarlarını daha kolay duyar olduk. Haberleri okumak can acıtsa da bir tanesini bile kurtarma ihtimalimiz dünyaya bedel. Neler yapmalıyız, nasıl korumalıyız, nasıl yardım etmeliyiz; bilmiyorum. Çocuğu ne okula, ne başka yere çıkarmadan ev hapsine sokamayacağımıza göre – ki gelişmekte olan toplumumuzda bu istismarlar aileden de kaynaklanıyor – paranoyaları sıraya dizmek zorunda...
Detachment (2011)
Freedom Writers filminin yazısında başıma gelen iki olayı yazdıktan sonra benzer şeyleri yaşayanlar ve bundan ötürü çocuklarında daha hassas olan hemcinslerim epey mesaj attılar. Yeni nesil annelerin çocuklarının üstüne çok düştüğünü eleştiren büyüklerimiz, uzmanlarımız var. Kendilerince haklılar, ayarı iyi tutturmak lazım lakin çocuktan kıymetli ne var şu dünyada? Maddi manevi eksikliklerimiz hayalimizdeki konforu çocuklarımıza sunmayabilir, hepimiz bu kadar şanslı değiliz. Bazılarımız 7/24 ekmek...
Freedom Writers (2007)
Anaokuluna 5 yaşından sonra yaklaşık 2 sene gittim. Bahçesini, koridorunu, oyuncaklarını ve sürekli çalan Barış Manço şarkılarını güzellikle hatırlarım. Lakin kısa saçlı öğretmeni unutamam. Detayını hatırlamadığım bir nedenle bana tokat atmıştı. Annem ertesi gün okulu ayağa kaldırmıştı. Çorum’dan İstanbul’a taşındığımızda da yeni ilkokul öğretmenimin beni gerçekten sevdiğini hiç hissedemedim. Buna rağmen okulu hep sevdim, başarılı oldum. Anaokulu ve ilkokulunda yaşadığım buruk...
Limonata (2015)
Benden 7 ve 9 yaş büyük iki abim var. İkisi de babam gibidir; sıkıştığım zaman evlenene kadar ilk aradığım hep onlar olurdu, şimdi Onur’la beraber gene onları ararım. Bana sinema sevdasını aşılayan, gezip tozmayı öğreten, ağladığımda bitene kadar sabreden, ilk nargileyi içiren (“İlk bizle iç, sonrası sana kalmış” düşüncesi), ilk yurtdışına çıkaran, ikili ilişkileri öğreten, erkek dünyasını çocukluğumdan beri hazmettiren hep ikisi olmuştur. Üçümüzün çıktığı seyahatler hep...
Revolutionary Road (2008)
Ailenizdeki, çevrenizdeki insanlar bakış açılarını geliştirmiyorsa ve bağlarınız koparılamayacak boyuttuysa ruhen esir edilebilirsiniz. Anne babanız fikirlerinize saygı duymuyorsa hayallerinize adım atmanız zorlaşabilir, eşiniz hedefinize gülüyorsa içinize gömülebilirsiniz, “Annesin, önceliğin evladındır” diyenlerle etrafınız sarıldıysa vicdan azabıyla boğuşabilirsiniz. Bunlar sizi içten içe yerken hayata karşı amaçsızlaştırabilir. Peki, annelerin tek hayatı evlatları ve eşi mi olmalıdır...